A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Aba altından sopa göstermek : Tehdit ederek gözünü korkutmak. Gözdağı vermek.

Abacı kebeci, ya sen neci? : Bir işle ilgili alakası olmayan kişiler, o işe karışmamalıdır.



Abayı yakmak : Aşık olmak, birisine iyiden iyiye tutulmak, sevdalanmak.

Abesle uğraşmak : Boş, yersiz işlerle zaman geçirmek.

Ablukaya almak : Bir yerin dışarıyla ilişkisini kesmek, etrafını sarıp orayı baskı altına almak. Kuşatmak.

Abuk sabuk konuşmak : Düşünmeden, tutarsız, dengesizce konuşmak.

Acayibine gitmek : Bir durumu, bir olayı veya nesneyi tuhaf karşılamak, yadırgamak.

Aceleye getirmek : Bir işi, gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak. Baştan savma iş yapmak.

Acem kılıcı gibi iki tarafı kesmek (iki tarafa çalışmak) : Birbirine karşı olan iki tarafa da dostluk veya düşmanlık göstermek. İki yüzlü davranmak.

Acı kahvesini içmek : Kendisinden ikram görmüş olmak.

Acı söylemek : Yanlış yolda olan birini çekinmeden eleştirmek.

Acı söz söylemek : Karşısındakini incitecek şekilde konuşmak.

Acısını çekmek : Yaptığı yanlış bir hareketin, işin veya durumun getirdiği olumsuzlukların sıkıntısını çekmek.

Acısını çıkarmak : 1. Önceden uğradığı maddi ve manevi zararı sonradan gidermek. 2. Öç almak.

Aciz kalmak : Bir olay karşısında elinden yapacak bir şey gelmemek, çaresiz kalmak. Çok uğraşmaya rağmen başaramamak.

Aç bilaç : Aç ve bakımsız, perişan halde olmak, sıkıntı içinde olmak.

Açgözlü : Azla yetinmeyen, hep daha fazlasını isteyen.

Açık fikirli : Yeniliklere açık, ileriyi görebilen, tutucu olmayan. Olayları hemen kavrayıp değerlendirebilen kişi.

Açık kalpli : Dürüst ve samimi olan, gizlisi saklısı olmayan, düşündüklerini olduğu gibi söyleyebilen kişi.

Açık kapı bırakmak : Bir konuda son ve kesin sözü söylemeyerek, gerektiğinde konuya dönebilmek için ılımlı davranmak. Şans tanımak. İlişkiyi tam kesmemek.

Açık kart vermek : Belli bir konuda kişiye tam yetki vermek.

Açık konuşmak : Gerçeği çekinmeden, dürüstçe söylemek.

Açık sözlü : İçten, sözünü esirgemeyen,olduğu gibi konuşan.

Açık vermek : 1. Gelir ile gider arasındaki dengeyi sağlayamayıp borçlu duruma düşmek. 2.Karşısındakinin faydalanabileceği hatalar yapmak.

Açılıp saçılmak : Alışılmışın dışında açık giyinmeye başlamak(kadın).

Açlığı başına vurmak : Çok acıktığı için akıllıca hareket edememek, saçmalamak.

Açlıktan gözü kararmak : Açlıktan ne yaptığının farkında olmamak. Çok acıkmak.

Açlıktan nefesi kokmak : Yoksulluk, sefalet içinde olmak.

Açmaza düşmek : İçinden çıkılamayacak bir duruma gelmek. Zor bir sorunla karşılaşmak.

Ad koymak (takmak): Birine kendi adı dışında , kendi özelliklerine uygun ad vermek. şeyin karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak.

Adak adamak : Bir dileğinin yerine gelmesi için veya dileği yerine geldikten sonra bunun için hayvan kesmek, yoksullara yardım etmek gibi niyetlerde bulunmak.

Adam etmek : Bir kişiyi topluma yararlı, iş güç sahibi etmek.

Adam evladı : Özü sözü bir, terbiyeli, iyi eğitilmiş saygın çocuk.

Adam içine çıkamamak : Yaptığı bir hatadan dolayı insanların arasına karışmaktan kaçınmak.

Adam olmak : 1. Kendini yetiştirip iş, mevki sahibi olmak. 2. İşe yaramayan bir şeyi onarıp, kullanılabilir hale getirmek.

Adamdan saymak (adam yerine koymak) : Bir kimseyi değeri olmadığı halde değer vermek.

Adet yerini bulsun diye : Bir şeyin yapılması gerektiği için değil, herkes öyle yaptığı için. yapıldığını anlatmak için kullanılır.

Adı çıkmak : Kötü bir şöhret kazanmak.

Adı kalmak : Bir kimse veya bir nesne öldükten veya yok olduktan sonra da anılmak.

Adı kötüye çıkmak : Kötü şöhrete sahip olmak. Bir kimsenin yaptığı kötü veya yanlış işlerle anılması.

Adını anmamak : Bir kimseyi, bir şeyi hiç anmamak. Onun hakkında hiç konuşmamak.

Adını koymak : Bir şeyin karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak.

Afakanlar (hafakanlar) basmak : Boğulacak duruma gelmek, çok sıkılmak.

Affını istemek : Bir işi yapamayacağını nazik bir şekilde söylemek.

Afişe etmek : Belli bir şeyi açığa vurmak, bir kimsenin bilinmeyen, bilinmesini istemediği bir yönünü açıklamak.

Afyonunu patlatmak : Birinin canını sıkacak, sinirlendirecek hareketlerde bulunmak.

Agop’un kazı gibi yutmak : Büyük lokmalar halinde hızlıca yemek.

Ağına düşmek : Tuzağa düşmek, aldatılmak.

Ağır basmak : 1. Bir işte etkili olmak, istediğini yaptırmak,gücü üstün gelmek. 2. Daha ağır gelmek.

Ağırbaşlı : Tutum ve davranışları ölçülü, topluluk içinde davranmasını bilen, olgun kişi.

Ağırına (gücüne) gitmek : Gururuna dokunmak. gücüne gitmek.

Ağırlığını koymak : Gücünü, yetkisini kullanmak.

Ağırlık basmak : Kişinin üzerine bir uyuşukluk hali gelmesi. Kişinin bedeninin gevşeyip uykusunun gelmesi.

Ağıt düzmek : Bir ölünün ardından duygularını şiirle veya ezgi ile anlatmak.

Ağız (dil) alışkanlığı : Bir sözü yerli yersiz, devamlı olarak söylemek.

Ağız(ağzını) aramak : Bir kimseden bir konuda belli etmeden bir şeyler öğrenmeye çalışmak.

Ağız (söz) birliği etmek : Bir konuda aynı şeyleri söylemek veya yapmak için aralarında anlaşmak.

Ağız burun birbirine karışmak : Kavga, sarhoşluk yüzünden yüzü yara bere içinde olmak yada yüzde öfke, yorgunluk izleri görülmek.

Ağız dolusu : 1. Ağzın alabileceği kadar: 2. Birçok, birbiri ardına olan

Ağız tadı : 1. Topluluk içinde huzur, dirlik düzen olması. 2. Yiyecek içeceklerden zevk almak.

Ağızda sakız gibi çiğnemek : Bir düşünceyi, bir sözü tekrar edip durmak.

Ağlamaklı olmak : Ağlayacak duruma gelmek.

Ağrımayan başını derde sokmak : Hiç gereği yokken, sıkıntılı ve zor bir işe girmek.

Ağzı bir karış açık kalmak : Çok şaşırıp hayretler içinde kalmak.

Ağzı ile kuş tutsa : Ne kadar çaba gösterse, ne yapsa da anlamında kullanılır.

Ağzı kulaklarına varmak : Çok sevindiği her halinden belli olması, sevincini saklayamamak.

Ağzı pek (sıkı) : Sır saklayan, ketum.

Ağzı sulanmak : Canı çekmek, çok beğenmek.

Ağzı süt kokmak : Çok genç ve tecrübesiz olmak.

Ağzı yanmak : Bir olaydan zarar görmek.

Ağzına bakmak : 1. Birinin sözlerini dinleyip ona göre hareket etmek. 2. Karşısındakinin ne diyeceğini beklemek.

Ağzına bir parmak bal çalmak : Bir kimseyi küçük vaatlerde bulunarak oyalamak.

Ağzına bir şey koymamak : Hiç bir şey yememek.

Ağzına burnuna bulaştırmak : Bir işi beceremeyip iyice bozmak, karıştırmak.

Ağzına kira istemek : Konuşmaya nazlanmak. Konuşması için ısrar edilmesini beklemek.

Ağzında bakla ıslanmak : Sır saklamayı becerememek, boşboğazlık etmek.

Ağzında gevelemek : Söylemek istediğini açıkça ifade etmemek. Bir türlü tam olarak söylememek.

Ağzından baklayı çıkarmak : O zamana kadar söyleyemediği şeyleri öfke veya başka bir sebepten dolayı söylemek.

Ağzından (dudağından) bal akmak (damlamak) : Çok güzel, tatlı, hoşa gidecek şekilde konuşmak.

Ağzından laf (söz) almak (çalmak,kapmak) : Bir kimseyi değişik yollarla ve ustalıkla konuşturup bazı gizli şeyleri öğrenmek.

Ağzından yel (yeller) alsın : Olumsuz, kötü şeylerden bahsedenlere karşı “ağzını hayra aç” anlamında söylenir.

Ağzını aramak (yoklamak) : Birini belli bir konu hakkındaki fikrini öğrenmek için konuşturmaya çalışmak.

Ağzını bıçak açmamak : Kırgınlıktan, üzüntüden ya da herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyecek durumda olmamak, konuşmamak.

Ağzını burnunu dağıtmak : Birini kötü bir biçimde dövmek.

Ağzını toplamak : Kişiye, söylemekte olduğu hoşa gitmeyecek sözleri, sövgüleri kesmesi için söylenir.

Ağzının kokusunu çekmek (dinlemek) : Bir kimsenin dayanılmaz, çekilmez tutum ve davranışlarına katlanmak.

Ağzının payını vermek : Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi azarlamak. Hak ettiği cevabı vermek.

Ağzının suyu akmak : Bir şeyi çok beğenip istemek, canı çekmek.

Ağzının tadı bozulmak (kaçmak) : Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu düzeninin bozulması.

Ağzının tadını bilmek : 1. Bir şeyin güzelini, iyisini bilmek, zevk sahibi olmak. 2. Güzel yemeklerden anlamak.

Ah (ahını) almak : Beddua almak.

Ahkam kesmek (yürütmek) : Çekinmeden kesin yargılarda bulunmak.

Akan sular durmak : Artık itiraz edilebilecek bir tarafı kalmamak.

Akıl etmek : Bir konuda önlem veya çareyi vaktinde düşünüp yapmak.

Akıl hocası : 1 Etrafındakilere akıl veren, yol gösteren kimse. 2. Ukala, herşeyi bildiğini zanneden kimse.

Akıl karı olmamak : Yapılan işin akla, mantığa uymayacak şekilde tutarsız olması.

Akıl öğretmek (vermek) : Bir kimseye nasıl davranacağını ,ne yapacağını söylemek, yol göstermek.

Akıl sır erdirmemek : Bir işin asıl özelliğini ve varsa gizli taraflarını anlayamamak. Sırrını çözememek.

Akıntıya (karşı) kürek çekmek : Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğruna boşuna çaba sarf etmek.

Akla karayı seçmek : Bir işi yapıncaya kadar çok yorulmak, çok zahmet çekmek, çok uğraşmak.

Aklı başında : Her zaman doğru hareket eden, davranışları akla uygun olan.

Aklı başından gitmek : Sevinçten veya korkudan ne yapacağını düşünememek, şaşırmak.

Aklı ermek : 1. Bir şeyi kavrayabilmek, anlamak 2. Yaşça büyümek veya olgunlaşmak.

Aklı kesmek (yatmak) : Bir şeyin olabileceğine inanmak, gerçekleşmesini mümkün görmek.

Aklı esmek : Daha önce düşünmediği bir şeyi yapmaya birden karar vermek. Anlık karar vermek. Heveslenmek.

Aklından zoru olmak : Delice, çılgınca davranışlarda bulunmak.

Aklını başına almak (toplamak,devşirmek) : Düşünmeden, delice yaptığı hareketlerden vazgeçip, normal davranmak.

Aklını başından almak : 1.Birini güzelliği, çekiciliği veya zekası ile hayran bırakmak. 2. Birini ani bir davranışla korkutmak, düşünemez bir duruma getirmek, şaşırtmak.

Aklını kaçırmak (kaybetmek, oynatmak) : Deli gibi olmak, çıldırmak.

Aklını peynir ekmekle yemek : Akılsızca, delice, çılgınca, tutarsız işler yapmak.

Akşamdan kalma (kalmış) : Gece içtiği içkinin sersemliğini, mahmurluğu üstünden atamamış olan kimse.

Al al olmak : Yüzü kızarmak.

Alacağına şahin, vereceğine karga (kuzgun) : Alacağını geri almak için bütün gücünü kullanan , kimsede parasını bırakmayan; verirken ise bin bir güçlük çıkaran, vereceğini geciktirmek için elinden geleni yapan kimse için kullanılır.

Aldı yürüdü : Az zamanda çok ilerleme kaydetti. Büyük para veya şöhret kazandı.İmrenilir duruma geldi.

Aldığı abdest (yaptığı hayır)ürküttüğü kurbağaya değmemek : Yaptığı iyiliğin, verdiği zararı karşılamaması.

Alem etmek (yapmak) : Topluca eğlenmek.

Alemin ağzında sakız olmak : Herkesin diline düşüp dedikodulara maruz kalmak. Kendinden kötü yönde söz ettirmek. Dile düşmek.

Aleyhinde bulunmak : Bir kimse hakkında kötü konuşmak, yermek.

Alı al, moru mor : Telaştan, heyecandan veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş olmak.

Ali kıran baş kesen : Çevresinde zorbalığıyla, kaba kuvvetiyle tanınan kişi için kullanılır.

Allah versin : 1. İstediğin sadakayı veremeyeceğim, bekleme anlamında, dilenciyi baştan savmak için söylenir. 2. iyi bir şey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için, kimi zaman da şaka yollu söylenir.

Allah yarattı dememek : Çok hırpalamak, öldüresiye dövmek.

Allah yürü ya kulum demiş : Az zamanda çok para kazanan ve işinde çok çabuk ilerleyenler için söylenir.

Allah’a ısmarlamak : Allah’a emanet etmek.

Allem etmek kallem etmek : Amacına ulaşmak, istediğini yaptırmak için her türlü kurnazlığı yapmak.

Alnını karışlamak : Bir işin çok güç olduğunu, yapılamayacak kadar zor olduğunu anlatır.

Alnının akı ile (akıyla) : Ayıplanacak bir duruma düşmeden, kişiliğine leke sürmeden, onuruyla başarmak.

Alt etmek : Yenmek, üstün gelmek.

Altüst etmek : 1. Düzenini bozmak. 2. Zarar vermek.

Altı kaval üstü şişhane (şeşhane) : Giysilerini birbirine uygun düşüremeyen, yakıştıramayanlar için söylenen bir söz. Bir parçası diğer parçasıyla uyuşmamak.

Altın bilezik : Para getiren meslek, sanat.

Altında kalmamak : Yenilgiyi kabul etmemek. Kendisine söylenen bir sözün karşılığını vermek.

Altından çapanoğlu çıkmak : Girişilen bir işte başa dert olacak bir durumla, umulmayan bir tehlike ile karşılaşmak.

Altından girip üstünden çıkmak : 1. Bir yerin girip çıkmadık yerini bırakmamak. 2. Bir serveti, bir parayı, bir kaynağı gereksiz yere, düşüncesizce, sorumsuzca harcayıp kısa zamanda bitirmek. 3. Bir olayı, bir işi çok uğraşıp halletmek.

Altını çizmek : Söylediği bir sözün üzerine dikkat çekmek, önemle üzerinde durmak.

Ana baba günü : herkesin kendi derdine düştüğü, çok kalabalık; karışık, telaşlı veya tehlikeli durum.

Anadan doğma : Çırılçıplak, üzerinde giysi bulunmayan.

Anan güzel mi? :”Kendini akıllı sanıyorsun ama ben aldanmam” , ”yağma yok” anlamında kullanılır.

Anasından emdiği süt(fitil fitil) burnundan gelmek : Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek.

Anasını ağlatmak : Çok fazla üzmek, acı çektirmek, eziyet etmek ve zorluk çıkarmak.

Anasını bellemek : Birisine en büyük kötülüğü yapmak, utandırmak, onurunu kırmak.

Anasını satmak : Hiçbir şeyi umursamamak.

Anasının (malın) gözü : Çok kurnaz, hileci, çıkarını kollayan.

Ant içmek : Yemin etmek.

Ant verdirmek : Söz verdirmek, yemin ettirmek. Birini bir işi yapmaya zorlamak.

Ara (aralarını) bozmak : Taraflar arasındaki dostluğu, samimiyeti bozmak.

Arabayı (arabasını) düze çıkartmak : İşlerini yola koymak. Sıkıntıları atlatmak, güçlükleri geride bırakmak.

Aralarından kara kedi geçmek : İyi anlaşan iki kişinin veya dostun ilişkilerinin bozulması, aralarına soğukluk girmesi, birbirlerine gücenmeleri.

Aralarından su sızmamak : Çok iyi, çok yakın dostluk veya arkadaşlık kurmak, ahbap olmak.

Arap saçına dönmek : İçinden çıkılamaz hale gelmek. Çözülemeyecek duruma gelmek.

Araya soğukluk girmek : İki dost arasındaki iletişimin azalması ve ilişkilerinin zayıflaması.

Ardından atlı kovalamak : Bir işi yaparken çok hızlı davranmak, sanki biri arkasından kovalıyormuş da bir an önce yapıp bitirmesi gerekir anlamına gelmektedir.

Arı kovanı gibi işlemek : Bir yerin gireni çıkanının çok olması. Devamlı kalabalık ve çalışır halde olmak.

Arının yuvasına (inine,deliğine) çöp dürtmek (çomak sokmak) : Tehlikeli bir kişiyi kışkırtmak, Kötülük yapması muhtemel birini incitmek.

Arif olan anlar : Herkesin anlayacağı kadar açık söylenmeyen bir sözün gerçek anlamını kavrayabilecekler için söylenir. ‘Bilgisi, sezgisi, zekası olanlar dediğimi anlar’ anlamındadır.

Arka çıkmak : Birini başkalarına karşı korumak. destek olmak, sahiplenmek.

Arkadan vurmak : Kendisine güvenen bir kişiye gizlice kötülük yapmak.

Armudun sapı var, üzümün (kirazın) çöpü var demek : Çok seçici olmak, kolay kolay hiçbir şeyi beğenmemek, her şey’de bir kusur bulmak.

Armut piş, ağzıma düş : Hiç emek harcamadan, her şey önüme hazır gelsin demektir.

Arpa yolu kadar yol gitmek (yol almak) : Çok az ilerlemek, bir işte fazla yol alamamak.

Arpacı kumrusu gibi düşünmek : Ümitsizce, çaresizlik içinde, derin derin ne yapacağını bilemeden, düşünüp durmak.

Arpalık yapmak : Bir yeri sürekli çıkar kaynağı olarak kullanmak, sömürmek.

Art düşünce (niyet) : Bir davranışın altındaki gizli ve belirtilenden farklı olan zararlı düşünce.

Askıya almak : 1. Bir işi bilerek geciktirmek, belirsiz bir tarihe ertelemek. 2. Altı boşalmış yapıyı dikmelerle tutturarak yıkılmaktan kurtarmak. 3. Güreşte rakibini belinden yakalayarak yukarı kaldırmak.

Aslan kesilmek : Aslan gibi güçlü, yürekli ve yırtıcı bir davranış göstermek.

Aslan payı : 1. Bir bölüşmede alınan en büyük pay. 2. Hak edilenden daha çok alınan pay.

Aslı astarı olmamak : Yalan, asılsız olmak, gerçek payı bulunmamak.

Astarı yüzünden pahalı gelmek (olmak) : Bir işin ayrıntılarına harcanılan para veya emeğin, elde edilen sonucun değerini aşması.

Astığı astık, kestiği kestik : Hiç kimseye hesap verme zorunluluğu duymadan hareket eden, zalim, zorba.

Aşermek (yermek) : Hamile kadınların bazı yiyeceklere aşırı istek duyması.

Aşağı kalır yanı olmamak : Nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmamak, denk olmak.

Aşağısı kurtarmamak : Daha aşağı bir durum veya yaşayışı kendine layık bulmamak.

Aşık atmak : Kendinden üstün biriyle yarışmaya kalkmak .

At oynatmak : İstediği biçimde, gönlünce hareket etmek.

Ata et, ite ot vermek (yedirmek) : Kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek.

Ateş almak : 1. Aniden öfkelenmek, telaşlanmak. 2. Ateşli bir silahın patlaması. 3.Yanmak, tutuşmak.

Ateş almaya mı geldin? : Gittiği yerde fazla oturmayanlar için söylenir.

Ateş bacayı (saçağı) sarmak : 1. Bir olayın önüne geçilemeyeceği ve tehlikeli bir hal aldığını anlatır. 2. Kişi aşık olunca, aşkın yoğunluğu için söylenir.

Ateş pahası (pahasına) : Çok pahalı.

Ateş parçası : Çok hareketli, çok çalışkan.

Ateşe atmak : Birini çok tehlikeli ve belalı bir işe sokmak.

Ateşi başına vurmak : 1. Öfkelenmek, kızmak. 2. Azmak.hareketlerinde dengesizlikler görülmesi.

Ateşle oynamak : Tehlikeli bir iş üstüne ısrarla gitmek. Bile bile tehlikeye atılmak.

Ateşten gömlek : İçinde bulunulan acı, güç, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir.

Atı alan Üsküdar’ı geçti : Fırsat elden gitti, yapacak bir şey kalmadı.

Atsan atılmaz, satsan satılmaz : İşe yaramadığı, sıkıntı verdiği halde vazgeçilemeyen şeyler ve kimseler için kullanılır.

Attan inip eşeğe binmek : Bulunduğu mevkiden düşmek, yüksek makamdan daha aşağı bir makama düşmek.

Avucu (avucunun) içine almak : Kontrolü ve hükmü altına almak.

Avucunu yalamak : Boşuna ummak, umduğunu elde edememek.Hayal kırıklığına uğramak.

Ay parçası : Çok güzel kız.

Ayağa kaldırmak : Herkesi telaşa ve heyecana sürüklemek. İsyan ettirmek. Tahrik etmek.

Ayağı (ayakları) yere değmemek : 1 Çok sevinmek, sevinçten yerinde duramamak. 2. Bir taşıta bindiği için hiç yürümemek.

Ayağı ile gelmek : Kendi isteğiyle gelmek.

Ayağı suya ermek (değmek) : Bir işin önemini ve ciddiyetini sonradan anlayıp aklı başına gelmek. Hatasını anladı, gerçeği buldu, anlamına bir deyim.

Ayağı uğurlu : Geldiği yere bolluk, iyilik, uğur getirdiğine inanılan kişi.

Ayağı uğurlu gelmek : Geldiği yere şans ve uğur getirmek.

Ayağına (ayaklarına) kara sular inmek : Uzun süre yürümekten veya ayakta beklemekten çok yorulmak.

Ayağına sıcak su dökmek : Seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.

Ayağını çekmek : Devamlı gittiği bir yere artık gitmemek, uğramamak.

Ayağını denk almak : Başkalarının kendisine karşı yapacakları muhtemel kötülüklere karşı uyanık davranmak, tedbirli olmak.

Ayağını kaydırmak : Bir yolunu bularak birisini işinden etmek.

Ayağının tozu (türabı) olmak : Kişinin her istediğini, her dediğini köle gibi yapmak. Her türlü kahrını çekmek.



Ayak bağı olmak : Birinin işine veya hareketine engel olmak.

Ayak diremek : Bir düşünceyi, bir davranışı inatla sürdürmek, direnmek. Birine karşı kendi tutumundan vazgeçmemek.

Ayak oyunu : Entrika, gizli ve aşağılık planlarla gerçekleştirilen iş.

Ayaktakımı : İşe yaramaz, bilgisiz, görgüsüz, kaba, serseri, değersiz kimseler.

Ayak uydurmak : 1. Bir gidişe, bir davranışa, bir duruma uymak.Kendi davranışını başkasınınkine benzetmek. 2. Adımlarını başkasınınkine uydurmak.

Ayak yapmak : Birini dalavereyle kandırmaya çalışmak.

Ayaklar baş, başlar ayak olmak : Değersiz kişiler yönetici, değerli kişiler onların emrinde çalışır olmak. Kimsenin hak ettiği yerde olmaması.

Ayakları suya değmek : 1. Sıkıntıdan kurtulmak. 2. Bir şeyin geçeğini, iç yüzünü sonradan anlayıp, aklı başına gelmek.

Ayaklı gazete : Her şeyden haberi olan.

Ayaklı kütüphane : Çok kitap okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse.

Ayakta uyumak : Olanların farkına varmamak. Aşırı dalgın, şakın veya yorgun olmak.

Ayıkla pirincin taşını : Bir işin oldukça karışık, dolaşık, içinden çıkılması güç olduğunu anlatmak için kullanılır.

Ayıya dayı demek : İşi halledilinceye kadar kişiye iyi davranmak, yaltaklanmak.

Ayranı kabarmak : 1. Coşmak. 2. Kızıp köpürmek.

Ayranı yok içmeye atla (tahtırevanla) gider …(biçmeye) : Aslında yoksul olduğu halde, bu durumuna bakmadan lüks içindeymiş gibi yaşamaya çalışır. Gösteriş için zenginlerin yaptığını yapmaya çalışır.

Ayrı gayrı bilmemek (ayrısı gayrısı olmamak) : Birbirinden bir şey esirgemeyecek kadar samimi olmak. Çok yakın dost olmak.

Ayvayı yemek : 1. Çok kötü bir duruma düşmek. 2. Değerinden fazla ödemek, kazıklanmak.

Ayvaz, kasap hep bir hesap : Hangi yol, yöntem izlenirse izlensin, aynı sonuca varılır,sonuç değişmez.

Ayyuka çıkmak : 1. Herkes tarafından duyulmak, etrafa yayılmak. 2. Çok yükselmek.

Azı çoğa saymak (tutmak) : Verilen şeyi az olmasına rağmen, gönül hoşluğuyla çok gibi kabul etmek.

Azizlik etmek : Birisini şaka yollu aldatmak, muziplik yapmak.

Azrail’e bir can borcu olmak : 1. Kimseye borcu olmamak. 2. Eninde sonunda nasıl olsa öleceğini kabul etmek.

Azrail’le burun buruna gelmek : Ölümle karşı karşıya gelmek.