G Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Gaddarlık etmek : Acımasız davranmak.

Gaf yapmak : Bilmeden, beceriksiz ve yersiz bir davranışta bulunmak veya başkasını incitecek bir söz söylemek, davranışta bulunmak.

Gafil avlanmak : Bir kimseyi, habersiz ve hazırlıksız yakalamak, zor durumda bırakmak.

Gaflet basmak : Üzerine bir ağırlık çökmek, uykusu gelmek.

Gaflete düşmek :Dalgın olup çevresinde olup bitenlerden habersiz olmak.

Gaflet uykusuna dalmak : Gerçekleri göremeyecek durumda olmak.

Gaipten haber almak : Gelecekte neler olacağını sezip söylemek.

Galebe çalmak : Yenmek, üstünlüğünü göstermek, baskın çıkmak.

Galeyana gelmek : Coşmak, hiddetlenmek, azmak.

Gam çekmek : Tasalanmak, üzülmek, kederlenmek.

Gam yememek : Herhangi bir şey için tasa etmemek, üzülmemek, kaygı çekmemek.

Gani gani rahmet etmek : Ölmüş birinin ardından çokça hayır duası etmek.

Gani gönüllü (gönlü bol) : Cömert, varını yoğunu vermekten çekinmeyen kimse.

Gark etmek : Birine bir şeyi fazla, bolca vermek.

Gavura (papaza) kızıp oruç (perhiz) bozmak (yemek) : Başkasına kızıp, kendisine zarar verecek bir iş yapmak.

Gayret (iş) dayıya düştü (kaldı) : Bir işin sonuçlanmaması halinde işin daha güçlü biri tarafından ele alınması, bir türlü olmayan bir iş için kolları bir başkasının sıvaması.

Gayret kemeri (kuşağı) : Kız babasının kızına evlendirirken eline, beline, diline sahip olması, çok çalışıp evinin kadını olması gerektiğini anlatan , kızının beline bağladığı, genelde kırmızı renkli olan kemer.

Gayretine dokunmak : Bir işi yapamayacağını ileri sürenlere kızarak, gücenerek harekete geçmek, çalışmaya başlamak.

Gayya kuyusu : 1. Cehennemde bulunan bir kuyu. 2. İşlerin karmakarışık, içinden çıkılmaz olduğu durum, ortam.

Gazaba uğramak : Bir kimsenin öfkesine uğramak, cezalandırılmak.

Gazel okumak (söylemek) : Boş sözler okumak, masal okumak.

Gece kuşu : Gece uyumayıp oturmayı ya da çalışmayı huy edinen, gece gezmesini seven, geceleri uyumayan kişi.

Geceyi gündüze katmak : Gece gündüz demeden sürekli olarak çalışmaya devam etmek, çok çalışmak.

Gece silahlı, gündüz külahlı : Sezdirmeden kötü işler yapan, çevreye kendini iyi insan olarak tanıtan kimse.

Geçer akçe : Değerli, herkes tarafından beğenilen aranılan, rağbette olan.

Geçim dünyası : 1. İnsanın yaşamını sağlayacak yol. 2. Herkesle iyi geçinmeye dikkat etmek.

Geçim kapısı : Yaşamak için gereken gelirin sağlandığı iş yeri.

Geçim yolu : Yaşamak için kazanç bulma yolu.

Geçmişini (geçmişlerini) karıştırmak : Bir kimsenin ölmüşlerine sövmek ya da onları yermek.

Geçti Bor’un pazarı (sür eşeğini Niğde’ye) : Artık iş işten geçti, eldeki fırsatı kaçırdın, yeni bir fırsat kollamalısın, bu iş üzerinde yeniden durulmaz.

Gedik kapamak : Küçük de olsa küçük bir gelir kaynağı elde etmek, bir ihtiyacı karşılamak.

Gel zaman git zaman : Çok sonra, aradan epey uzun bir süre geçtikten sonra.

Gelen ağam, giden paşam : Yönetimdeki değişiklikler beni ilgilendirmez; ben gelene de gidene de saygılıyım, hepsiyle iyi geçinirim. Çıkarım için herkesle iyi geçinmeliyim.

Gelin güveyi olmak (kendi kendine gelin güveyi olmak) : Karşısındakinin nasıl karşılayacağını düşünmeden, bir işi olup bitmiş sayarak sevinmek.

Gemi aslanı : Bir işe yaramayan, sorumluluktan kaçan iri yapılı kimse.

Gemisi karaya (şapa) oturmak : Umutları boşa çıkmak, işleri tamamen bozulmak, düzelmeyecek duruma gelmek.

Gemisini yürütmek : İşini her ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek.

Geniş karşılamak : Hoşgörü ile değerlendirmek.

Geyikler kırkımında : Hiçbir zaman olmayacak, gerçekleşmeyecek işler için kullanılır.

Geniş gönüllü : Hoşgörülü, olayları hoş karşılayan.

Geri çekilmek : 1. Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek. 2. Bulunduğu yerden arkaya doğru gitmek.

Geri kafalı : Tutucu, bağnaz, yenilikleri istemeyen.

Gezip tozmak :Çok gezmek.

Gıcık etmek : Bir kimseyi kızdırmak, sinirlendirmek.

Gıcık tutmak : Boğazda aksırma, öksürmeye sebep olan yakıcı kaşıntı.

Gına gelmek (getirmek) : Usanmak, bıkmak.

Gır gıra almak : Biriyle dalga geçmek, alay etmek.

Gırtlağına kadar batmak : Bir durumun içine çok fazla batmak.

Gidişini (gidişatını) beğenmemek : Birinin davranışlarını, tuttuğu yolu beğenmemek.

Girdi çıktı (girdisi çıktısı) : 1. Bilinmeyen ayrıntıları karışık yönleri olan. 2. Gelir gideri, elde edilen ve harcanan.

Giyinip kuşanmak : En güzel giysilerini giymek, özenle giyinmek.

Gizli kapaklı : Doğru bir davranış olmadığı için, başkalarından habersiz yapılan iş.

Göbeği çatlamak : Bir işin yapılışı sırasında güçlükleri yenmek için çok çaba harcamak.

Göbek atmak : Çok sevinmek, sevincinden oynamak.

Göbek bağlamak (salıvermek) : Göbeği sarkacak kadar şişmanlamak, karnı büyümek.

Göbekleri birbirine bağlı (beraber kesilmiş) : Her zaman beraberdirler. Birbirlerinden hiç ayrılmazlar.

Göğe merdiven dayamak (kurmak) : 1. Çok uzun boylu. 2. Olmayacak, mantıksız işleri yapmaya kalkmak. 3. Ulaşılması çok güç yerlere çıkmak.

Göğsü kabarmak : Gururlanmak, iftihar etmek.

Göğsünü gere gere : 1. Kendine güven duyarak, hiç çekinmeden. 2. Övünerek, iftihar ederek (yapmak)

Göğüs germek : 1. Güçlüklere karşı koymak. 2. Övünmeye layık görmek.

Gök demir, yer bakır : İmkansızlıklar ve umutsuzluklar içinde olmak.

Göklere çıkarmak ( uçurmak) : Birini abartarak, aşırı derecede övmek.

Gökte ararken yerde (yolda) bulmak : Çok güçlükle ele geçirebileceğini sandığı şeyi veya kimseyi en umulmadık zamanda, birden bire bulmak.

Gökten zembille inmek : 1. Günahsız, suçsuz, tertemiz olmak. 2. Kendiliğinden ortaya çıkmak. 3. Çok değerli, önemli.

Gölge düşürmek : Bir şeyin değerini düşürecek işler yapmak, bir şeyi değersiz göstermeye çalışmak.

Gölge etmek : 1. İyi giden bir işin düzenini bozacak davranışta bulunmak, ona engel olmak. 2. Işığa engel olmak.

Gölge düşmek : Bir işin içine hile girmek. Doğruluktan ayrılmış olmak, kuşkulu bir duruma gelmek.

Gölge gibi : Varlığını belli etmeyen, hayale benzeyen.

Gölgede bırakmak : Ondan daha üstün bir düzeye yükselmek, ondan çok daha başarılı olmak.

Gölgede kalmak : Adı sanı pek duyulmamak.

Gölgesinden korkmak : Çok korkak olmak, yapılmasında sakınca bulunmayan işlere bile girişmekten çekinmek.

Gölgesine sığınmak : Birinin emri altına girmek.

Gölgeye yatmak : Daha önce elde edilen para, makam, ün gibi sığınarak zaman geçirmek.

Gömlek eskitmek : Hayat sürdürmüş olmak.

Gönlü bulanmak : 1. Midesi bulanmak, kusacak gibi olmak. 2. İçine bir tasa ve üzüntü çökmek. 3. Kuşkulanmak, tasalanmak.

Gönlünü kaptırmak : Aşık olmak.

Gönlünü serin tutmak : Sakin, soğukkanlı olmak, heyecanlı olmamak.

Gönlünü söndürmek : Küstürmek, kırmak.

Gönlü ısınmak : Sevmek, hoşlanmak.

Gönlünden kopmak (içinden gelmek) : İçtenlikle, temiz ve derin duygularla, birine bir şey vermeyi veya iyilik yapmayı düşünüp kararlaştırmak.

Gönlünü almak : 1. Birini kendine aşık etmek. 2. Gücenen bir kimseyi, güzel bir davranışla sevindirmek.

Gönlünü eğlendirmek : Birine, bir şeye, bir duruma ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek.

Gönlünü etmek : Razı etmek, hoşnut etmek.

Gönlünü kazanmak : Bir kimsenin ilgisini, sevgisini kazanmak.

Gönlünü (kalbini) kırmak : Kaba söz ve davranışlarıyla birini incitmek, küstürmek, gücendirmek.

Gönül almak : 1. Birini uygun bir davranışla sevindirmek. 2. Kırgınlığı ortadan kaldıracak biçimde davranmak.

Gönül ehli : Gönlünü Allah’a adamış, insanlara sevgi ve iyilikle yaklaşmayı amaç edilmiş kimse.

Gönül kırmak : Davranışlarıyla birini incitmek, gücendirmek.

Gönül okşamak : Birini söz ve davranışlarla sevindirmek.

Gönül vermek (bağlamak) : Birine sevgi ile bağlanmak, aşık olmak.

Gönül yarası : Çok derin üzüntü içinde bırakan, etkileyen acı.

Gönülden kopmak : İsteyerek, memnuniyetle vermek.

Göreceği gelmek : Özlemek, görme isteği duymak.

Görmezlikten (görmemezlikten) gelmek : Gördüğü halde görmemiş gibi davranmak.

Görücüye çıkmak : Evlenecek olan kızın görücünün bulunduğu odaya gelip görmek ve hizmet etmek.

Görüp göreceği rahmet bu : Elde edeceği, kendisine sağlanan olanak, iyilik bu kadar, gerisi yok.

Gösteriş yapmak : Gururlanmak, kıskandırmak, ilgi çekmek için göze çarpan davranışlarda bulunmak.

Gövde gösterisi : Ayn amacı güden bir topluluğun, gücünü göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptığı gösteri.

Gövdesinde canı olmamak : Bir işe hemen, özveri ile koşmak.

Göz açıp kapanıncaya (yumup açıncaya) kadar : Çok kısa bir zamanda, bir anlık bir sürede.

Göz ağrısı : İlk sevgili, eskiden sevilmiş kimse.

Göz alıcı : 1. Fazla ışıktan, aydınlıktan bir şeye bakamaz hale getiren. 2. Çekici, alımlı, güzelliği ile dikkat çeken.

Göz aşinalığı : Birbirini zaman zaman görmekle meydana gelen tanışıklık.

Göz atmak (gezdirmek) : Kısa bir süre için bakıvermek, inceleme yapmadan bakmak.

Gözaydına gitmek : Birini, mutlu bir olay nedeniyle kutlamaya gitmek.

Göz bebeği : Kıymetli varlık, değerli, gerekli.

Göz boyamak : Gösteriş yaparak aldatmak.

Göz (gözü) dalmak : Amaçsızca bir yere uzunca bakmak.

Göz (nazar) değmek : Birinin bir şeye baktığında, kötülük getirdiğine inanılan bakışları nedeniyle kötülüğe uğramak, göze gelmek.

Göz (gözünü) dikmek : 1. Gözünü kırpmadan bir şeye devamlı bakmak. 2. Bir şeyi ele geçirmeyi düşünmek, istemek.

Göz doldurmak (doyurmak) : Hayran etmek, derinden etkilemek. Davranışı, görünüşü ile beklenilenden daha etkili olmak.

Göz hakkı : Bir işeye imrenerek bakan kişiye verilen küçük parça.

Göz hapsine almak : Bakışlarını birinden ayırmadan sürekli olarak o kişiye bakmak.

Göz kamaştırmak : 1. Hayranlık uyandırmak. 2. Fazla ışık sebebiyle bir an için görüşü bulanmak.

Göz kararı : Göz ile yapılan ölçme, değerlendirme, ölçerek ya da tartarak değil, gözle yapılan tahmin.

Göz kırpmak : 1. Göz kapağını açıp kapamak. 2. Teşvik edip onaylamak.

Göz koymak : Bir şeyi elde etmeyi amaç edinmek.

Göz kulak olmak : Kendisine emanet edilen şeyi gözetmek, korumak.

Göz nuru dökmek : Bir şeyin yapımında çok göz emeği bulunmak, çok emek harcamak.

Göz önünde bulundurmak (tutmak, önüne almak) : Dikkate almak, hesaba katmak, durumun nasıl bir sonuca yol açacağını düşünmek.

Göz yummak : Bir kimsenin eksiklerini kusurlarını görmezden gelmek.

Gözaltına almak : Bir olayın soruşturması sırasında gözetim altında tutmak.

Göz ardı etmek : Görmezden gelmek, gereken ilgi ve önemi göstermemek.

Gözdağı vermek : İstenileni yaptırmak için korkutucu şeyler söylemek, söz ve davranışlarla karşısındakini korkutmaya çalışmak.

Gözde olmak : Beğenilen, takdir edilen, sevilen bir kişi veya yer olmak.

Gözden çıkarmak : Bir şeyin, bir malın elden gitmesine razı olmak, vazgeçmek.

Gözden düşmek : Sevgi ve ilgiyi yitirmek.

Gözden geçirmek : 1. Okumak. 2. İncelemek. 3. Daha iyi tanımak için her tarafına bakmak.

Gözden kaçmak : Bakılan şeyler arasında her nasılsa görülmemiş olmak.

Gözden kaybolmak (silinmek) : Görülmekte olan kişinin artık görünmez olması, ortalıkta görünmemesi.

Gözden sürmeyi çalmak (çekmek) : Çok usta hırsız olmak, çalınacak şeyi belli etmeden kolaylıkla elde etmek.

Göze almak :Bir işte meydana gelebilecek her türlü koşulu önceden kabullenmek, o işte doğabilecek olan tehlikeli durumları ve zararları kabul etmek.

Göze çarpmak : Görünüşü ile dikkat çekmek.

Göze girmek : Davranış ve yetenekleriyle güven kazanmak.

Göze göz, dişe diş : Kötülük yapana aynısını yapmak, öç almak.

Gözle kaş arasında : Pek kısa bir zamanda, hemen.

Gözle (gözleriyle,gözüyle) yemek : 1. Kin ve nefretle bakmak. 2. İstekle ve dikkatle dik dik bakmak.

Gözleri buğulanmak (bulutlanmak) : Gözleri yaşardığı için çevresindekileri buğulu görmek.

Gözleri çakmak çakmak olmak :  Ateşli bir hastalık veya öfkeden gözleri kızarmış ve parlamış olmak.

Gözleri dolmak (dolu dolu olmak) : Duygulanma veya üzüntü sebebiyle gözleri yaşarmak, ağlayacak gibi olmak.

Gözleri (gözü) dünyayı görmemek : Bulunduğu ruh hali nedeniyle hiç kimseye, hiçbir şeye önem vermemek.

Gözleri (gözü) fal taşı gibi açılmak : Büyük bir öfkeden, şaşkınlıktan dolayı gözlerinin aşırı derecede iri iri açılması, hayret etmek.

Gözleri evinden (yerinden, yuvalarından) dışarı fırlamak (uğramak) : 1. Gözlerini çok açıp öfkesini belli etmek. 2. Çok korkmak.

Gözleri kan çanağına dönmek : Uykusuzluk, kızgınlık , ağlama gibi nedenlerden dolayı gözleri çok fazla kızarmak.

Gözleri parlamak : Gözlerinde sevinç, istek, mutluluk belirtileri görmek.

Gözleri velfecri okumak : Gözlerinden zeki ama hileci, kurnaz olduğu anlaşılmak.

Gözleri yollarda (gözü yolda) kalmak : Özlenen kişinin haberinin gelmesini hasretle beklemek.

Gözlerine inanamamak : Gördüklerinin doğru olduğunu kabul edemeyecek kadar şaşırmak.

Gözlerine mil çekmek : Kızgın demirle birinin gözlerini kör etmek.

Gözlerini açmak : 1. Uyanmak. 2. Ağır hasta olan birinin kendine gelmesi. 3. Birisinin gerçeği görmesi için uyarmak. 4. Dikkatli olmak.

Gözlerini (gözünü) kan bürümek : Her kötülüğü yapacak kadar kin ve nefret dolu olmak.

Gözlerinin içi gülmek : Çok mutlu olduğu yüzünden, gözlerindeki pırıltıdan belli olmak.

Gözü açık gitmek : Amaçlarının, isteklerinin gerçekleştiğini göremeden veya birine hasret olarak ölmek.

Gözü açılmak : Eskiden bilmediği birçok şeyi öğrenip, işine gelenle gelmeyeni ayırt edebilecek duruma gelmek.

Gözü almamak : 1. Birinin görünüşü kendine güven vermemek. 2. Yapma güç ve yeteneğini kendinde görmemek.

Gözü arkada kalmak : Ardında bıraktığı için meraklanmak, kaygılanmak.

Gözü bağlı (gözleri kapalı) : Çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan, habersiz, masum.

Gözleri dalmak : Gözleri bir noktaya dikilmiş olduğu halde, baktığı şeyi görmeden dalgın dalgın bakmak.

Gözü dışarda : Evini ihmal eden, nikahlı eşiyle yetinmeyip başkaları ile arkadaşlık kurmayı düşünen kadın veya erkek.

Gözü doymak : Aşırı istekli, hırslı olmamak.

Gözü dönmek : Aşırı bir istek veya öfkeyle etrafına saldıracak duruma gelmek.

Gözün gibi sakınmak : Bir şeyi veya kimseyi , zarar gelmesin diye özenle bakıp korumak.

Gözü gibi sevmek : Bir şeyi çok sevmek, birine çok değer vermek.

Gözü gönlü açılmak : Güzel bir şeyi görüp içi ferahlık duymak, neşelenmek.

Gözü hiçbir şey görmemek : 1. Kendini çok önem verdiği bir işe bağlayıp başka bir işle ilgilenmemek. 2. Heyecan, öfke nedeniyle sonucunun ne olacağına bakmadan en kötü şeyleri yapabilecek duruma gelmek.

Gözü ısırmak : Bir kimseyi tanır gibi olmak.

Gözü (gözüne) ilişmek : Birdenbire ya da istemeden rastgele görmek.

Gözü kalmak : 1. Elde edemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek. 2. Ele geçiremeyeceği bir şeyi istemekten vazgeçmemek.

Gözü (gözleri) kapalı : 1. Olup bitenin farkına varmayan. 2. Sorup anlamadan, düşünmeden.

Gözü (gözleri) kararmak : 1. Hırs, aşırı istek, öfke ,ümitsizlik nedeniyle ne yaptığını bilmeyecek duruma gelmek, gözü dönmek. 2. Baş dönmesinden, aşırı yorgunluktan veya açlıktan gözleri göremez duruma gelmek.

Gözü kaymak : 1. Gözü ara sıra şaşı gibi olmak. 2. İstemediği halde bakmak.

Gözü korkmak : Bir önceki başarısızlığının etkisiyle yeni bir işe girmeyi göze alamamak, yeni bir denemeden kaçınmak.

Gözü olmak : Bir şeyi ele geçirmeyi istemek, başkasının malını veya bir varlığını almak istemek.

Gözü pek (kara) : Korkusuz, atılgan.

Gözü tutmak : Görünüşü, davranışı nedeniyle bir kimseyi, bir şeyi beğenmek.

Gözü yılmak : Daha önce denediğinden, kötü tecrübeleri nedeniyle o işi yeniden yapmaktan çekinmek.

Gözü yüksekte (yükseklerde) olmak : Bulunduğu durumdan çok dahi üstün bir duruma ulaşmayı istemek.

Gözün üstünde kaşın var dememek : Her davranışını hoş karşılamak, ses çıkarmamak, her dediğini kabul etmek.

Gözünde büyütmek : Bir şeyi yapmayı kestirememek, o şey kendisine çok büyük ve güç gelmek.

Gözünde olmamak : Üzüntü veya hastalık nedeniyle, önceleri önem verdiği bir şeye artık önem vermemek.

Gözünde tütmek : Çok özlemek, hasret, özlem çekmek.

Gözünden sürmeyi çalmak : Hüner ve maharet göstermek.

Gözünden (gözlerinden) uyku akmak : Çok fazla uykusu geldiği için gözleri kendiliğinden kapanır gibi olmak.

Gözüne dizine durmak : Nankörlüğün cezasını çekmek, iyilik ve yardımlara karşı yaptığın nankörlüğün cezasını Allah versin.

Gözüne karasu inmek : 1. Karasu hastalığı yüzünden gözü görmez olmak. 2. Gelmesini çok istediği kimsenin ya da şeyin uzun süre yolunu gözlemek.

Gözüne kestirmek : 1. Başarabileceğine, üstesinden gelebileceğine inanmak. 2. Beğendiği, istediği bir şeyi elde etmeyi tasarlamak. 3. Zevkine uygun bulmak.

Gözünü bağlamak : Birini doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek.

Gözünü daldan budaktan (çöpten) esirgememek (sakınmamak) : Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek, cesaretli olmak.

Gözünü doyurmak : İstediğinden daha fazla vererek, artık istemeyecek hale getirmek.

Gözünü dört açmak : Çok dikkatli olmak, uyanık olmak.

Gözünü duman bürümüş : Çok öfkelenmiş, ne yapacağını bilmeyecek kadar sinirlenmiş.

Gözünü kan bürümek : Adam öldürecek kadar öfkelenmek, çok öfkelenip her türlü kötülüğü yapabilecek duruma gelmek.

Gözünü kin bürümek : Öç almaktan başka bir şey düşünemez olmak, çok öfkelenmek.

Gözünü seveyim : 1. Çok rica ederim. 2. Çok sevdiğim durumdur.

Gözünü toprak doyursun : Ne kadar mal mülk edinirse edinsin, hep daha fazlasını istemek.

Gözünün içine baka baka : Çekinmeden, karşısındakinden korkmadan, cesaretle.

Gözünün içine bakmak : 1. Bir kimsenin üstüne titremek. 2. İsteklerini, emirlerini yerine getirmeye hazır bulunmak. 3. Bir isteğinin yerine getirilmesi için gözleriyle birine yalvarmak.

Gözünün üstünde kaşın (kaşının altında gözün) var dememek : Birinin her davranışını hoş karşılamak.

Gözünün yaşına bakmamak : Acımamak, ağlayıp sızlamasına aldırmamak, merhamet etmemek.

Gözüyle bakmak : Birini veya bir şeyi başka bir kimse veya şey yerine koymak.

Gurbete düşmek : Ailesinden ayrılıp çok uzak yerlere gitmek.

Gururuna (nefsine) yedirememek : Yapılan bir davranışın, kişinin onuruna dokunması.

Gururunu okşamak : Birinin yüzüne karşı, onun güzel özelliklerini sayarak onu duygulandırmak, onu övmek.

Gücü yetmek : Bir işin zor da olsa altından kalkmak.

Gücüne (ağrına) gitmek : Bir söz veya davranış ile bir kimsenin onuruna dokunmak.

Güçlük çıkarmak : Engel çıkarmak, bir işi zorlaştırmak.

Güdük kalmak : Büyüyememek, küçük kalmak.

Gül gibi geçinmek : 1. Rahat, mutlu ve huzurlu yaşamak. 2. Bir kişiyle çok iyi geçinmek.

Gül üstüne gül koklamamak : Bir sevgilisi varken başka birisini sevmemek.

Güllük gülistanlık : Bolluk, mutluluk, rahatlık ve huzur içinde olan ortam.

Gülmekten katılmak (kırılmak) : Çok aşırı gülmekten halsiz düşmek.

Güme gitmek : 1. Bir düşüncenin arada kaybolup gitmesi. 2. Bir şeyin durup dururken yok olması. 3. Boşu boşuna ölmek. 4. Çok kötü zarara uğramak.

Gün almak : 1. Bir işi yapmak için yetkili kişiden bir gün belirleyip randevu almak. 2. Tamamladığı yaşı izleyen yılın bir veya birden fazla günü geçmiş olmak.

Gün atmak : Gündüz olmak.

Gün doğmak : 1. Sabah olmak. 2. Beklemediği bir duruma kavuşmak veya eline büyük bir fırsat geçmek.

Gün gibi aşikar : Her şey apaçık ortada, besbelli.

Gün gürmüş (görüp) eyyam sürmüş : 1. Geçmişte güzel, mutlu ve huzurlu günler geçirmiş. 2. Pek çok deneyim ve bilgi sahibi olmak.

Günah çıkarmak : 1. Hristiyanlıkta Allah’ın bağışlaması için papaza gidip tövbekar olmak. 2. Kötü davranışlarını, suçlarını açığa vurmak.

Günaha sokmak : 1. Ayartmak, kışkırtmak. 2. Birinin günah işlemesine yol açmak.

Günahına girmek : Bir kişiye söylemediği kötü bir lafın, yapmadığı kötü bir hareketin sorumluluğunu yükleyip, o kişiye çok büyük haksızlık etmek.

Gündeme gelmek : Üzerinde durulacak, konuşulacak bir konu durumuna gelmek.

Güneş banyosu : Vücudunu güneşlemek.

Güneş çarpmak (vurmak) : Yazın güneş altında çok fazla kaldığı için hastalanmak.

Güneşe karşı işemek : İyi, faydalı olana karşı çok kötü davranmak.

Günleri sayılı olmak : 1. Bir ortamda kalmak için ancak birkaç günü olmak. 2. Yakın zamanlarda ölecek olmak.

Gününü görmek : 1. Kadın için aybaşı olmak. 2. Kötü davranışlarının cezasını çekmek, mahvolmak. 3. Çocuklarının iyi, mutlu, huzurlu günlerini görmeli.

Gününü gün etmek : Dertlerinden sıyrılıp her gün eğlenmek.

Gürültüye getirmek (boğmak) : 1.Bir fikri, başka konularla uğraşıldığı için ele alamamak. 2. Kargaşadan faydalanarak istediğini yapmak.

Gürültüye gitmek : 1. Bir düşünce ya da bir işin, herkesin başka konularla uğraşması sebebiyle unutulması. 2. Gereksiz yere ziyan olmak.

Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak : Korkutmalara aldırış etmeden dilediği gibi davranmak.

Güvendiği dağlara kar yağmak (dal elinde kalmak) : 1. Mahvolmak, dar zamanda yadıma koşacağını sandığı kimselerden ya da kuruluştan yardım gelmeyeceği anlaşılmak. 2. Beklenmedik, aksi bir düşünceyle karşı karşıya gelmek.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.