K Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Kabak başına (başında) patlamak : Birden çok kişinin ilgili olduğu bir olaydan yalnızca bir kişinin zarar görmek, suçu yüklenmek, cezalanmış olmak. Birden çok kişinin işlediği bir suçu, bir kişinin sırtına yüklemek.

Kabak çiçeği gibi açılmak : Utangaçlıktan kurtularak, aşırı derecede serbestlik göstermek.

Kabak tadı vermek : Bir konu yenilenerek bıktırmak, usanç vermek.

Kabasını almak : 1. Gelişigüzel, üstünkörü temizlik yapmak. 2. Bir şeyin göze batan pürüzlerini gidermek.

Kabir (ahiret) suali sormak : Peş peşe, usandırıcı, ayrıntılı sorular sormak.

Kabir azabı çekmek : Çok sıkıntı ve üzüntü içinde olmak, eziyet çekmek.

Kabuğuna (kozasına) çekilmek : Çevresiyle ilgisini çekmek, içine kapanmak, kimseyle konuşmamak.

Kabuk bağlamak (tutmak) : 1. Bir konu için artık kapanmış olmak. 2. Üzerinde kabuk meydana gelmek.

Kabul olmayacak duaya amin demek : Olmayacak, gerçekleşmeyecek şeye, olacakmış gibi bakmak.

Kaçın kurası : Deneyimli, zeki ve kurnaz; kolay kolay aldanmayacak kadar görmüş geçirmiş kişi.

Kaçmaktan kovalamaya (kovmaya) olmamak (vakit bulamamak, eli değmemek) : Çok önemli işler yüzünden başka konularla ilgilenecek vakit bulamamak, işlere yetişememek.

Kadere küsmek : Başına gelen olayları kadere bağlayıp mücadeleyi bırakmak, ümidini kesmek.

Kadın kadıncık :Tertipli, düzenli, evine bağlı, giyinip kuşanmasını bilen, çok becerikli ev hanımı

Kadınlar hamamına çevirmek (döndürmek) : Herkesin hep birden, gereksiz yere konuşup, bağırıp çağırması.

Kadir gecesi doğmak : Çok şanslı olmak, işleri iyi gitmek.

Kafdağı’nın ardı : Ulaşılamayacak kadar uzak olan yer.

Kafa bulmak : Birisiyle alay etmek, dalga geçmek.

Kafa dengi : Duygu, düşünce, tutum ve davranışları birbirine uygun arkadaşlardan her biri.

Kafa kafaya vermek : Beraber düşünüp birlikte hareket etmek.

Kafa kağıdı : Nüfus cüzdanı.

Kafa patlatmak : Bir konu üzerinde pek çok düşünmek.

Kafa tutmak : Birine boyun eğmeyip karşı gelmek, diklenmek, direnmek.

Kafa ütülemek (tütsülemek) : Çok konuşarak karşısındakini rahatsız etmek.

Kafa (zihin) yormak : Bir konu, bir sorun üzerinde uzun uzadıya düşünmek.

Kafadan atmak : Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rastgele konuşmak, uydurmak.

Kafadan kontak (çatlak) : Dengesiz, düşüncesi kıt, delice işler yapan.

Kafası bozulmak : Düşüncesine, isteğine ters düşen bir duruma canı sıkılmak, öfkelenmek, sinirlenmek.

Kafası (başı) dumanlı : Çok dalgın olmak, hafif içkili, sarhoş olmak.

Kafası işlemek (çalışmak) : Bir konu üzerinde doğru düşünebilmek, zihni çalışmak.

Kafası kazan gibi olmak : 1. Gürültüden rahatsız olmak. 2. Çok okumak veya düşünmekten zihni yorulmak.

Kafası kızmak : Çok öfkelenmek, hırslanmak.

Kafası şişmek : 1. Zihni yorulmak. 2. Gürültüden rahatsız olmak.

Kafası yerinde olmamak : Doğru düşünecek durumda bulunmamak.

Kafasına dank etmek (demek) : En sonunda doğruyu anlamak, yanlış yolda olduğunun farkına varmak, kendine gelmek.

Kafasına koymak : Bir şeyi yapmaya kesin olarak karar verip uygun zamanı beklemek.

Kafasını taştan taşa çarpmak (vurmak) : Çaresiz kalarak çok pişman olmak.

Kafasını toplamak : 1. Sarhoşluktan ayılmak. 2. Sağlıklı düşünebilir olmak.

Kafasının dikine gitmek : Başkasının öğütlerini dinlemeyip, aklına koyduğunu yapmak.

Kafayı bulmak : Sarhoş olmak, neşesi, keyfi yerine gelmek.

Kafayı üşütmek : Delirmek, çıldırmak, delilik belirtileri göstermek.

Kafese girmek : 1. Birinin tuzağına düşüp aldatılmak. 2. Hapse girmek.

Kafese koymak (almak) : 1. Birini aldatmak, tuzağa düşürmek. 2. Hapse atmak.

Kağıt üzerinde kalmak : Yapılmak üzere yazılı olarak kararlaştırılmış şeyler uygulanmamak.

Kahrını çekmek : Birinin bütün huysuzluklarına, eziyetlerine, tersliklerine katlanmak.

Kahya kesilmek (olmak) : Olur olmaz her işe karışmak.

Kalayı basmak (çekmek, sallamak) : 1. Şiddetli bir şekilde azarlamak. 2. Adamakıllı azarlamak.

Kalbi kararmak : 1. Üzüntü, sıkıntı sebebiyle hüzünlenmek. 2. İnancını kaybetmek.

Kalbine doğmak : Bir belirti bile yokken, ileride olacakları tahmin etmek.

Kalbini açmak : Duygularını,düşüncelerini söylemek, görüşlerini açıklamak.

Kalburüstü gelenlerden olmak : Seçkin olmak, çevresindeki önde gelen, saygın kişilerden olmak.

Kaldırım mühendisi : İşsiz, güçsüz, sokakta boş gezen kişi.

Kale almamak : Değer vermemek, önem vermemek, sözünü etmeye değer bulmamak.

Kalem oynatmak : 1. Belli bir konuda yazı yazmak. 2. Yazılı bir metin üzerinde gizlice değişiklik yapmak.

Kaleme almak : Bir konuyu, duygu ve düşünceyi yazıyla ifade etmek.

Kaleminden kan damlamak : Çok dokunaklı, duygusal, etkili yazılar yazmak.

Kalıbı değiştirmek (dinlendirmek) : Ölmek.

Kalıbını basmak : 1. Bir kişiyi ya da düşünceyi inanarak desteklemek. 2. Bir şeyi doğrulamak.

Kalıbının adamı olmamak : Görünüşünden beklenen işi yapacak nitelikte kişi olmamak.

Kalubeladan kalma : Çok eski zamandan beri kullanılan.

Kam almak : Bir şeyden istediğini, umduğunu elde etmek, keyfini çıkarmak.

Kambersiz düğün olmaz (olur mu?) : Asıl ilgisi olan kişi bulunmadan bu işin tadı çıkmaz.

Kambur kambur üstüne : Sıkıntılar üst üste geliyor, zorluklar birbirini izliyor.

Kan ağlamak : Hastalık, ölüm, afet gibi bir nedenden çok acı çekmek.

Kan akıtmak : Kurban kesmek.

Kan alacak damarı bilmek : Nereden veya kimden çıkar sağlanacağını bilmek.

Kan başa (başına, beynine) çıkmak (fırlamak, sıçramak) : Çok sinirlenip öfkelenmek.

Kan çekmek : 1. Akraba için yakınlık duymak. 2. Yüzü ve huyu akrabalarına benzemek.

Kan çıkmak : Kan dökülmek, cinayet işlenmek.

Kan davası : Geçmişte aralarında kan dökülmüş olması ya da başka bir nedenle kökleşmiş bir düşmanlık bulunan iki ailenin karşılıklı kan gütmesi ve kan dökerek öç almak istemesi.

Kan dökmek : Ölüme yol açmak, cana kıymak.

Kan gövdeyi götürmek : Çok kan dökülmüş olmak.

Kan kusmak : Çok fazla eziyet ve zorluk çekmek.

Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek : Çok eziyet çektiği halde bunu belli etmemek, çektiği sıkıntıları kimseye sezdirmemek.

Kan revan içinde : Her yanı kana bulanmış olmak.

Kan ter içinde kalmak : Çok yorgun, terli ve perişan durumda olmak.

Kan tutmak : 1. Kan görünce bayılmak. 2. (Adam öldüren kişi için) Korku, heyecan gibi sebeplerden dolayı dizinin bağı çözülüp kaçamamak.

Kan tükürmek : Çok sıkıntı çekmiş olmak.

Kanadı altına almak : Birini himayesi altına almak, korumak.

Kanadı kırılmak : Çaresiz kalmak.

Kanat germek : Himayesi altına almak, korumak.

Kanca atmak (takmak) : 1. Birinin kötülüğüne çalışmak. 2. Yapışıp bir türlü ayrılmamak. 3. İlişkiyi kurmayı başarmış olmak.

Kanı donmak : Korku ve heyecan yüzünden çok şaşırmak, hareketsiz kalmak.

Kanı kanla yıkamak : Öldüreni öldürerek öç almak.

Kanı kaynamak : 1. Birini görür görmez birden sevgi duymak, ondan hoşlanmak. 2. Neşeli, coşkulu ve kıpırdak olmak.

Kanına dokunmak : Namusuna, onuruna dokunacak bir durum dolayısıyla çok öfkelenmek, sinirlenmek.

Kanına ekmek doğramak : Birinin felaketine çok sevinmek.

Kanına girmek : 1. Birini öldürmek ya da öldürtmek. 2. Bir şeyi boşa harcamak, ziyan etmek.

Kanına susamak (kastetmek) : 1. Öldürme hırsı duymak. 2. Kendi ölümüne, öldürülmesine sebep olacak aşırı hareketlerde bulunmak.

Kanını emmek : İnsafsızca sömürmek.

Kanlı bıçaklı olmak : Birbirini her an öldürebilecek kadar düşmanlık beslemek.

Kantara (teraziye) çekmek (vurmak) : 1. Bir kişiyi denemek, sınamak. 2. Düşünüp tartmak, söylenenleri zihinde tartmak. 3. Bir şeyi tartmak, ağırlığını anlamak.

Kantarın topunu (topuzunu) kaçırmak : Aşırı davranışlarda bulunmak, ölçüyü kaçırmak, azmak.

Kapalı konuşmak : Düşüncelerini açıkça belli etmemek, imalı konuşmak.

Kapalı kutu : 1. İçinde ne olduğu bilinmeyen. 2. Duygu ve düşüncelerini belli etmeyen, gizliliğini koruyan.

Kapana düşürmek (kıstırmak, sıkıştırmak) : 1. Birini zor durumda bırakmak. 2. Birini tuzağa düşürmek.

Kapanın elinde kalmak : 1. Bir şeyden, ancak çabuk davrananlar yararlanmak. 2. (Bir şey için) Çok aranır olmak.

Kapı açmak : Bir işe başlayarak başkalarına önayak olmak. 2. Pazarlığa yüksek bir fiyatla başlamak, fiyat vermek. 3. Bir şeyin sözünü etmek, o konu hakkında konuşmak.

Kapı dışarı etmek : Bir yerden kovmak.

Kapıdan kovulsa (savulsa, kovsan) bacadan girer (düşer) : Çok yüzsüzdür, ortamda istenmediği halde gitmez, sırnaşık davranışlarda bulunur.

Kapının ipini çekmek (Şu kadar kapının, doksan kapının ipini çekmek) : Çok gezmek, evden ayrılıp eve uğramamak.

Kapısını aşındırmak : Birinin yanına ya da evine çok sık gitmek.

Kapısını yapmak : Bir şey istemek ya da söylemek için karşısındakine önceden hazırlayıcı sözler söylemek.

Kapıyı (kırıp) odun etmek : Çok sıkışık durumdan kurtulmak için en değerli malını gözden çıkarmak, fakirleşmek.

Kar etmemek : İşe yaramamak, fayda vermemek.

Kara cahil : Hiç bir şey bilmeyen, çok cahil.

Kara çalmak (sürmek) : Birine suç atmak, iftira etmek, haksız yere lekelemek.

Kara gün dostu : Zor günlerinde arkadaşlığını daha da artıran kimse.

Kara haber : Üzücü ölüm veya felaket haberi.

Kara kara düşünmek : Ne yapacağını bilememek, kötümser ve üzgün olarak düşünmek.

Kara liste : Herhangi bir konuda zararlı oldukları saptanan ve cezalandırılmalarına ortak karar verilen kimselerin isimlerinin bulunduğu liste.

Kara sevda : 1. İnsanlardan kaçma, öfke, suç veya felaket duygusu gibi belirtileri olan akıl hastalığı. 2. İmkansız aşk.

Karabatak gibi bir batıp (dalıp) bir çıkmak (bir görünüp bir kaybolmak) : Arada bir görünüp sonra ortadan kaybolmak.

Karadeniz’de gemilerin mi battı? : Çok endişeli, düşünceli, karamsar olduğun her halinden belli, bir sıkıntın mı var, anlamında kullanır.

Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu : Bu iş, şimdilik iyi görünüyor fakat bakalım sonra altından neler çıkacak anlamında kullanılır.

Karambole getirmek : 1. Bir karışıklıktan faydalanarak bir kimseyi aldatmak. 2. Bir işi aşırı bir çabuklukla yaparak göz boyamak.

Karanlığa kurşun (tabanca) sıkmak : Rastgele görüş bildirmek veya davranmak. Plansız, amaçsız hareketlerde bulunarak etrafı heyecanlandıran hareketler yapmak.

Karara bağlamak : 1.Bir davayı sonuçlandırmak. 2. Problemi çözmek.

Karda gezip izini belli etmemek : Kimseye sezdirmeden gizli saklı işler çevirmek.

Karga tulumba etmek : Birkaç kişi bir kişiyi kollarından ve bacaklarından tutup havaya kaldırmak.

Kargacık burgacık : Çarpık, eğri büğrü, okunması çok zor olan yazı.

Karın ağrısı : 1. Çekilmez, sevilmez, can sıkıcı bir şey ya da kimse. 2. İsmi cismi belli olmayan şey.

Karınca duası gibi : Çok küçük, sık, okunması güç ve okunaksız yazı.

Karınca kederince (kararınca) : Az da olsa; gücünün yettiği, elinden geldiği kadar.

Karnı burnunda : Hamileliği çok ilerlemiş, doğum zamanı iyice yaklaşmış olan hamile kadın.

Karnı tok olmak : Söylenilen sözleri dinlemeye ihtiyacı olmamak, söylenenlere inanmamak.

Karşı çıkmak : 1. Birini karşılamaya gitmek. 2. Direnmek, cephe almak, bir görüş üzerine itiraz etmek.

Karun gibi : Çok zengin kimse; malının ve parasının hesabını bilmeyecek kadar zengin olan kimse.

Kasıp kavurmak : 1. Ortalığı çok büyük zarar sokmak. 2. Bir kimsenin zorba ve sert eylemleriyle ortalığı dehşet içinde bırakması, zulmetmesi.

Kaskatı kesilmek : Aşırı coşku, korku, şaşkınlık sebebiyle bir şey söyleyemeyecek, hareket edemeyecek duruma gelmek.

Kaş yapayım derken göz çıkarmak : İşi düzelteyim derken, işi büsbütün bozmak.

Kaşığı ile verip, sapı ile göz çıkarmak : Yaptığı iyiliği hiçe indirecek derecede bir kötülük yapmak.

Kaşıkla verip kepçeyle almak : Az az verilen şeyi fazlasıyla geri istemek.

Kaşının altında gözün var demek : Kusur bulmaya çalışmak.

Kaşla göz arası (arasında) : Çok az bir zaman içinde, çabucak, fark ettirmeksizin, hemen.

Katakulli çevirmek (yapmak) : Dalavere çevirmek, bir şeyde hile yapmak.

Katı (taş) yürekli : Acıması olmayan, insafsız kimse.

Kayıtsız kalmak : İlgilenmemek.

Kaynana zırıltısı (dırıltısı) : 1. Bitmek bilmeyen, çok büyük kavga, gürültü. 2. Yerinde kullanılmayan, sinir bozan sözler.

Kaynatmak :Çene çalmak, sohbet muhabbet etmek; tatlı tatlı uzun süre konuşmak.

Kazkafalı : Aptal, akılsız, anlayışsız kimse.

Kazı koz anlamak : Söylenen bir şeyi çok yanlış anlamak.

Kazık atmak : Birini kandırarak çok büyük zarara sokmak, aldatmak, bir kişinin güvenini kötüye kullanmak.

Kazık kakmak (çakmak) : 1. İyiden iyiye yerleşmek. 2. Umulduğundan çok daha fazla yaşamak, uzun ömürlü olmak.

Kazık yemek : 1. Alışverişte bilgisizliği, dikkatsizliği sebebiyle kötü malı değerinden fazlaya satın almak. 2. Güvendiği bir kimse tarafından, ansızın zarar görmek.

Kazın ayağı öyle değil : Bahsedilen o konunun bilinen tarafları dışında, daha başka taraflarının da olduğunu unutmamak gerekir. Her şey bildiğiniz gibi değil, bilmediğiniz daha başka tarafları da vardır.

Keçileri kaçırmak : Aklını neredeyse yitirecek duruma gelmek, düşünme dengesi bozulmak.

Kedi ciğere bakar gibi bakmak : İmrenerek, özenerek, istek duyarak bakmak.

Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek : En kötü durumlardan bile zarar görmeden kurtulmak.

Kedi ile köpek gibi : Birbirleriyle sürekli kavga eden, hiç anlaşamayan kimseler için söylenir.

Kedi olalı bir fare tutmak : Kendisinden hiç beklenmediği halde, iyi bir iş yapmak.

Kefeni yırtmak : Çok ağır bir hastalık veya ölüm tehlikesi atlatmak.

Keklik gibi sekmek : Alımlı, zarif, çevik ve zıplayarak ve güzel bir şekilde yürümek.

Kelle kulak yerinde : Vücutça iyi gelişmiş, iri yarı olan, sağlıklı ve gösterişli kimse.

Kelleyyi koltuğa almak : Sonu ölümle sonuçlanabilecek bir işe çekinmeden girişmek.

Kelli felli : Kılık ve kıyafeti düzgün, yaşlıca, gösterişli, görünüşü güven veren kimse.

Kem gözle bakmak : 1 Kötü niyetle bakmak. 2. Nazar değdiren bir bakışla bakmak.

Kem küm (hık mık etmek) : 1. Cevap veremeyeceği bir soruya, bir şeyler söylemeye çalışmak, sözü doğru dürüst söyleyememek. 2. Bir işten kaçmak gayesiyle bahaneler ileri sürmeye çalışmak.

Kemerini (kemerlerini) sıkmak : Açlığa veya tutumlu davranmaya katlanmak.

Kendi ağzı ile tutulmak : Suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.

Kendi halinde : Sessiz, kimsenin işine gücüne karışmayan, iddiasız, kendi halinde.

Kendi haline bırakmak : 1. Birisi ile ilgilenmemek. 2. Üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek.

Kendi kendine gelin güveyi olmak : İlgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden, bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek.

Kendi kendini ( içi içini) yemek ( yiyip bitirmek) : Bir şey istediği biçimde gelişmediğinden sürekli üzüntü duymak, kederlenmek, kendine eziyet etmek.

Kendi kuyusunu kazmak : Kendine zarar verecek davranışlarda bulunmak.

Kendi yağı ile kavrulmak : Elinde olanla yetinmek, ihtiyaçlarını kendisi karşılamak.

Kendinden geçmek : 1. Kendini kaybetmek, bayılmak, bilincini yitirmek. 2. Bir şey karşısında coşkuya kapılmak, heyecanlanmak.

Kendine gelmek : 1. Olanlardan ders alıp toparlanmak, aklı başına gelmek. 2. Ayılmak. 3. Daldığı düşünce ve hayallerden kurtulup aklı başına gelmek.

Kendini ağır (ağıra, ağırdan) satmak : Kendini naza çekmek, kendinden yapmasını istedikleri şeyi birçok ricadan sonra yapmak.

Kendini alamamak : İstemeyerek bir işi yapma durumuna girmek, kendini tutamamak.

Kendini ateşe atmak : Bile bile tehlikeli bir işe girişmek.

Kendini bırakmak : 1. Üstüne başına, kıyafetine dikkat etmemek. 2. Dayanma ve irade gücünü yitirmek.

Kendini bilmek : 1. Aklı yerinde olmak. 2. Durumuna, kişiliğine, onuruna uygun davranmak. 3. Çocukluktan çıkıp, aklı erer yaşa gelmek.

Kendini bulmak : 1. Benliğine, kişiliğine kavuşmak. 2. Hastalık, baygınlık veya korkudan sonra aklı başına gelmek. 3. Eski iyi durumuna dönmek.

Kendini dev aynasında görmek : Kendini olduğundan çok üstün görmek.

Kendini dinlemek : 1. Hastalık kuruntusu çekmek. 2. Kendi haline kalmak.

Kendini dirhem dirhem satmak : Gösteriş yapmak, gururlanmak, kasılmak, çok nazlı davranmak.

Kendini fasülye gibi nimetten saymak : Kendini herkesten üstün görmek, kendi kendine önem vermek.

Kendini kaybetmek : 1. Bilincini yitirmek, bayılmak. 2. Öfkesinden ne yaptığını bilememek.

Kene gibi yapışmak : Birinin peşine ısrarcı bir şekilde takılmak, bir konuda ısrar etmek, kişinin yakasını bırakmamak.

Kerameti kendinden bilmek : Başka etkenlerle kavuştuğu iyi bir durumu, kendi çabasının verimi ya da değerinin karşılığı saymak, gerçeği bilmezden gelmek.

Kerem gibi yanmak : Aşk ateşi ile yanmak, sevda ile yanmak.

Kerem sahibi : İyi huylu, cömert, değerli insan.

Kesenin ağzını açmak : Bol para harcamaya başlamak.

Kesesine güvenmek : Parasının çokluğuna güvenmek.

Kesip (kestirip) atmak : Uzun boylu düşünmeden kesin bir hükme varmak.

Kestane (ceviz, koz) kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş : 1. Kendisini yetiştiren, eğiten, koruyan kişiyi ya da ailesini sonradan beğenmemek. 2. Aslını inkar etmek.

Keyfi kaçmak : Neşesini herhangi bir nedenle yitirmek.

Keyfini bozmak (kaçırmak) : Rahatını bozmak, neşesini kaçırmak, rahatsız etmek.

Keyfinin kahyası olmamak : Birine karışmaya hakkı olmamak.

Keyif çatmak : Hoş ve neşeli vakit geçirmek, eğlenmek, zevk içinde olmak.

Kıçüstü oturmak : Çaresiz kalıp işi bırakmak.

Kıçı kırık : Değersiz, önemsiz kimse veya şey.

Kıçına tekme atmak (vurmak, yapıştırmak) : Bir yerden veya işten kovmak, yol vermek.

Kıçını yırtmak : 1. Çok uğraşıp didinmek, mutlaka yapacağım diye didinip uğraşmak. 2. Çok yüksek sesle bağırıp çağırmak.

Kıl kuyruk : Sözünde durmaz, işsiz güçsüz, serseri, delişmen.

Kıl payı kalmak : Bir şeyin olmasına çok az kalmak, neredeyse olacak anlamında.

Kılı kıpırdamamak : Durum ve davranışını değiştirmemek, umursamamak, aldırış etmemek.

Kılı kırk yarmak : Titiz ve ayrıntılı bir biçimde incelemek, önemle üstünde durmak.

Kılık kıyafet köpeklere ziyafet : Giyinişi, görünüşü tiksindirici, pis kişiler için kullanılır.

Kılına (bile) dokunmamak : Birine zarar verecek hiçbir davranışta bulunmamak.

Kına yakmak : 1. Kınayı çamur durumuna getirip boyanacak yere sürmek. 2. Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek.

Kıran kırana : Çok çekişmeli, çok mücadeleci, bütün gücünü ve ustalığını kullanarak.

Kırdığı ceviz (koz) bini (kırkı) geçmek (aşmak) : Birinin yaptığı kabahatler, kötülükler, uygunsuzluklar çok olmak. Üst üste büyük hatalar, yakışıksız işler yapmak.

Kırıp geçirmek : 1. Yaptığı esprilerle dinleyenleri veya seyredenleri çok güldürmek. 2. Zulümle, öldürerek insanlara büyük zarar vermek, yakıp yıkmak. 3.Sert davranışlarıyla insanları gücendirmek.

Kırk bir buçuk (kırk bir kere) maşallah : Allah esirgesin, nazar değmesin anlamında kullanılır.

Kırık fırın ekmek yemek : Yapılması çok zor olan bir durumu belirtmek için kullanılır. Çok çalışması, uğraşması gerekir anlamında kullanılır.

Kırk tarakta bezi olmak : Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak.

Kırkı çıkmak : Loğusa kadın veya bebek için doğumdan sonra kırk gün geçmiş olmak. Birinin ölümünün üzerinden kırk gün geçmek.

Kırkından sonra saz çalmak : Yaşlandıktan sonra uzun ve güç bir işe girişmek.

Kırklara karışmak : Bir kimse artık ortalarda görünmez olmak.

Kısmeti açılmak : 1. Geliri, kazancı artmak, kötü olan şansı iyiye gitmek. 2. Kendisiyle evlenmek isteyen biri çıkmak.

Kısmeti ayağına (kadar) gelmek : Beklemediği bir anda, beklemediği bir sebeple kazançlı duruma gelmek.

Kısmeti (nimet) ayağıyla tepmek : Kavuşacağı iyi bir durumu, değerini bilmeyerek istememek.

Kıssadan hisse almak (çıkarmak) : Anlatılan bir olaydan ders çıkarmak.

Kıt kanaat geçinmek : Bin bir güçlükle geçinmek, yoksulluğa katlanarak geçinmek.

Kıtır atmak : Kafadan uydurmak, yalan söylemek.

Kıtlıktan çıkmış gibi yemek : Hiç doymayacakmış gibi yemek, yemeğe hücum etmek.

Kıyamet gibi (kadar) : Pek çok, bol.

Kıyamet (kıyameti, kızılca kıyamet) koparmak : Aşırı derecede bağırıp çağırmak, çok kızmak.

Kıymet bilmek : Bir şey veya kimsenin değerini anlamak, korumak.

Kız kaçırmak : Bir kızı isteği dışında zorla alıkoyup götürmek.

Kızarıp bozarmak : Utanç, öfke gibi duyguların etkisiyle yüzünün rengi değişmek.

Kızıl (kızılca kıyamet kopmak) : Büyük gürültü, kargaşa, patırtı ve karışıklık meydana gelmek.

Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla ( işit, dinle) : Düşüncelerimi doğrudan ona söyleyemiyorum, bu düşüncelerim sana değil onadır, anlamında kullanılır.

Kim kime dum duma : Kimsenin kimseden haberi yok, ortalık karmakarışık bur durumda, anlamında kullanılır.

Kim vurduya gitmek : Bir kargaşa veya kalabalık içinde öldürülen veya vurulan kimsenin, kimin tarafından öldürüldüğü veya vurulduğu anlaşılmamak.

Kime niyet, kime kısmet : Yapılan bir şeyden kimin yararlanacağı belli olmaz, o yararlansın diye yapıldı ama başkası yararlandı.

Kimi kimsesi olmamak : Yakınları, koruyucusu bulunmamak.

Kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırmak (düdüğünü çalmak, öttürmek) : Kimden çıkar sağlarsa, onun hoşuna gidecek biçimde davranan dönek ve dalkavuk kimseler için kullanılır.

Kimin parası (devesi), kimin duası : Hayatta, zenginin parası, fakirin duası ile iş yapılır, hayır görür.

Kimseye eyvallah (minnet) etmemek : Hiç kimseden iyilik veya yardım beklememek.

Kin beslemek (tutmak) : Birine karşı öç alma duygusu beslemek.

Kinayeli konuşmak : Üstü kapalı sitem etmek.

Kirli çamaşırları ortaya dökmek (sermek) : Ayıp, kusur ve suçlarını açıklamak.

Kirli çıkı (çıkın) : Başkalarına parasız olduğu hissini verdiği halde çok parası olan.

Kitaba el basmak : Kutsal kitap Kur’an veya diğer kutsal sayılan kitaplar üzerine elini koyarak yemin etmek.

Kitaba (kitabına) uydurmak : Kanunsuz bir işi, kanunlara uygunmuş gibi göstermek.

Kocakarı ilacı : Tıp bilgisine dayanmayan, daha çok halk kültürüne dayanan ve halk arasında yaygın olan ilaçlar.

Kocaya varmak : Kız için; evlenme,  Kodesi boylamak : Hapse girmek, cezaevine girmek.

Kof çıkmak : 1. Bilgisiz, değersiz bir kişi olduğu ortaya çıkmak. 2. İçi boş çıkmak, çürük çıkmak.

Kokusu çıkmak : Bir şeyin hilesi, sırrı ortaya çıkmak.

Kokusunu (kokuyu) almak : Gizli tutulan bir şeyi öğrenmek, sezmek.

Kol gezmek : Güvenliği korumak amacıyla dolaşmak. 2. Bir kişi ya da bir şey için; gücünü ve etkinliğini sürdüren bir durum göstermek.

Kol kanat germek (olmak) : Bir kimseyi korumak, yardımcı olmak.

Kolaçan etmek : Çevrede dolaşmak, olup bitenleri anlamaya çalışmak.

Kolları (paçaları) sıvamak : Bir işe tüm gücüyle başlamaya hazırlanmak.

Koltuk vermek (koltuklamak) : Bir kimseyi yüzüne karşı pohpohlamak, övmek.

Koltukları kabarmak : Kendine veya yakınlarına yapılan övgüden kıvanç duymak, gururlanmak.

Kolu kanadı kırılmak : Bir şey yapamayacak duruma düşmek, parası ve yardımcısını yitirdiği için çaresiz kalmak.

Kolunda altın bileziği olmak : Kazanç sağlayacağı bir mesleği olmak.

Korktuğu başına gelmek (korktuğuna uğramak) : Düşünülen kötü durum başına gelmek.

Kotarmak : Bir işin üstesinden gelmek, sonuçlandırmak.

Koynunda yılan beslemek : İyilik yaptığı bir yakınından kötülük, zarar görmek.

Koyun kaval dinler gibi dinlemek : Hiçbir şey anlamadan dinlemek.

Kozunu oynamak : Elindeki en üstün ve son imkanı kullanmak.

Kozunu paylaşmak : Aralarındaki anlaşmazlığı gücüne dayanarak çözmek, sona erdirmek.

Kök salmak : Bir yere iyice yerleşmek, yayılmak.

Kök söktürmek : Bir kimseye, yaptığı işte büyük zorluk çıkarmak.

Köküne kibrit suyu dökmek (kökünü kurutmak) : Bir daha ortaya çıkamayacak biçimde yok etmek.

Köpeksiz köy buldu da değneksiz (çomaksız) geziyor : Kendisine engel olacak, karşı çıkacak kimse olmadığı için davrananlara söylenir.

Köprüleri atmak : Girişilen bir işten vazgeçme olanağı olmayan bir durum yaratmak; ya da arasında oluşmuş bulunan bağları koparmak, ilişkileri kesmek.

Köprülerin altından çok su (sular) akmış (geçmiş) olmak : Zamanla şartlar değişti, eski durum kalmadı anlamında kullanılır.

Kör dövüşü : Birlikte, aynı şeyleri gerçekleştirecek olan kişilerin düzensiz, birbirine uymayan çabaları.

Kördüğüm : Çözülmesi hemen hemen imkansız olan sorun.

Kör kadı : Doğru bildiğini herkesin yüzüne karşı söylemekten çekinmeyen, sözünü sakınmayan kişi.

Körkandil : Çok içmiş, önünü göremeyecek kadar sarhoş.

Kör kör parmağım gözünde (gözüne) : Çok belli, göze batacak kadar ortada.

Körkütük : Ayakta duramayacak, kendini bilemeyecek kadar sarhoş veya aşık.

Kör şeytan : Kötü kader, talihsizlik.

Körler mahallesinde ayna satmak (tutmak) : Bir şeyi, malı, ona hiç ihtiyaç duymayacak olan çevreye götürmek.

Körü körüne : Davranışının nasıl sonuçlanacağını düşünmeden.

Kös dinlemiştir, davula kulak vermez : Çok görmüş geçirmiş, ufak tefek şeyleri önemsemez, aldırmaz.

Kösteği kırmak : 1. Çocuğun yürümeye başlaması. 2. Bağlı bulunduğu yerle ilişiğini kesmek.

Köşebaşını tutmak : Etkili olabilecek en önemli mevkide bulunmak veya böyle bir mevkiyi ele geçirmek.

Köşe kapmaca oynamak : Birbirlerini arayıp durmak, buluşamamak.

Köşesine (köşeye) çekilmek : 1. Hiçbir şeye karışmamak. 2. Yalnızlığı seçmek, uzaklaşmak.

Köşeyi dönmek : 1. Hiçbir çaba harcamadan kısa sürede zengin olmak. 2. Kısa yoldan ve büyük bir emek harcamadan, sosyal ve ekonomik güç edinmek.

Kötek atmak (çekmek) : Dayak atmak, dövmek.

Kötü gözle bakmak : 1. Bir kimse için iyi olmayan düşünceler beslemek, bunu belli edercesine bakmak. 2. Cinsel duygu ile bakmak.

Kötü yola düşmek : Kural,ahlak, töre ve kanun dışı iş yapmak, kötü kadın olmak, toplum hayatına aykırı bir şekilde yaşamak.

Kötüye kullanmak : 1. Yetkisini yasalara aykırı yolda kullanmak. 2. Birinin iyi davranışından istenilmeyen yolda kullanmak.

Kraldan çok kralcı olmak : Birinin savunduğu bir davayı, olayı, ilgili kişiden daha çok savunmak.

Kucak açmak : Birini korumak, ona sığınacak yer vermek.

Kukla gibi oynatmak : 1. Birine her istediğini yaptırmak. 2. Birini kapris ve isteklerine göre oyalamak, aldatmak.

Kul köle (kurban) olmak : Birine tam bir doğruluk ve özveri ile bağlanarak, bütün isteklerini yerine getirmek.

Kulağa çalınmak : Bir meseleyi şöyle böyle duymuş olmak, uzaktan işitmek, haber almak.

Kulağı delik : Her şeyden çok çabuk haberi olan.

Kulağı kesik : Herhangi bir konuda deneyim kazanmış, görmüş geçirmiş kimse.

Kulağı kirişte (tetikte) olmak : Söylenecek sözü, haberi her an duymaya hazır olmak, tetikte beklemek.

Kulağına küpe olmak : Başa gelen bir durumdan alınan dersi hiç unutmamak.

Kulağına girmek : Söylenenleri anlamak, söylenenleri kabul etmek.

Kulağına kar suyu kaçmak : Huzurunu neşesini bozacak haber almak.

Kulağını doldurmak : Bir kimseye başkasından bilgi almadan önce, konu üzerinde kendi düşüncelerini aşılamak, böylece onu yönlendirmek.

Kulak asmamak : Aldırış etmemek, önem vermemek.

Kulak dolgunluğu : Araştırma, inceleme ürünü olmayan, dinleye dinleye edinilmiş, pek de sağlam olmayan bilgi.

Kulak kabartmak : Belli etmemeye çalışarak dinlemek.

Kulak kesilmek : Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak misafiri olmak : Çevresinde, yanında konuşulanları, konuşmaya katılmadan dinlemek.

Kulak tutmak (vermek) : Merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak.

Kulakları çınlamak : Hatırlanmak, anılmak.

Kulaklarını tıkamak : Dinlemek istememek, kabul etmek istememek.

Kulaktan dolma : Araştırarak, okuyarak değil, şundan bundan dinleye dinleye edinilen bilgi.

Kulp takmak : Bir kimseyi, bir şeyi kusurlu göstermek için bahane, kusur bulmak.

Kuluçkaya oturmak (yatmak) : 1. Rahatını bozmamak. 2. Dişi kuş için yavrulamak üzere yumurtalarının üzerine oturmak.

Kumpas kurmak : Birisini zor bir duruma düşürmek için tuzak kurmak.

Kundak koymak (sokmak) : Ara bozacak bir şey söylemek ya da ara bozacak bir davranışta bulunmak.

Kur yapmak : Karşı cinsten birinin gönlünü kazanmaya çalışmak.

Kur’an (Kur’anı’ı azimuşşan) çarpmak : Yalan yere Kur’an üzerine yemin etmenin cezasına ya da çok kötü davrandığı bir kimsenin bedduasına uğramak.

Kur’an’a el basmak : Kur’an üzerine elini koyarak ant içmek.

Kurban etmek : 1. Çıkarı için bir kimseyi, bir şeyi feda etmek. 2. Kurban kesmek.

Kurbanlık koyun gibi bel bel bakmak : Ne olacağını, nasıl olacağını anlamadan şaşkın şaşkın bakmak.

Kurdu koyunla barıştırmak (yürütmek) : Arabuluculukta çok başarılı olmak.

Kurşun dökmek : Halk inanışına göre, nazar değdiği sanılan bir kişiyi iyileştirmek için, kurşun eritip hastanın başı üstünde tutarak su dolu bir kaba dökmek.

Kurşuna dizmek : Birini öldürmek. İdam cezasını, vurarak yerine getirmek.

Kurt masalı okumak (söylemek) : Bir şeye engel olmak için boş ve uydurma sözler ile aldatmak.

Kurtlarını dökmek (kurdunu kırmak) : Çok istediği bir şeyi yapıp hevesini almak.

Kuru iftira : Gerçekle ilgisi olmayan suçlama, kötüleme.

Kuru kalabalık : 1. Yararlı bir iş yapmayan insan topluluğu. 2. Hiçbir işe yaramayan eşya topluluğu.

Kurumlanmak (kurum satmak) : Kendini herkesten daha üstün görmek.

Kusura bakmamak (kalmamak) : Hoşgörü ile karşılamak, hoş görmek.

Kuş beyinli : Akılsız, kafasız, aptal, beyinsiz, aklı kıt.

Kuş sütü ile beslemek : En pahalı, en değerli yiyeceklerle beslemek.

Kuş uçmaz kervan geçmez : Kimsenin uğramadığı, ıssız ve sapa kır yer.

Kuş uçurmamak : Hiçbir şeyin veya kimsenin kaçmasına, geçmesine imkan tanımamak.

Kuşa benzemek (dönmek) : Bir şeyi düzeltmek için uğraşırken onu biçimsiz, işe yaramaz bir duruma sokmak.

Kutu gibi : Mazbut, küçük ama kullanışlı, şirin.

Kuyruğu dikmek : 1. Hayvan için; koşmaya başlamak. 2. Bir insanın korkup kaçması.

Kuyruğu kapana kısılmak : Çok zor duruma düşmek.

Kuyruğu titremek : Ölmek.

Kuyruğuna basmak : Birini duyarlı olduğu konularda kızdırıp saldırmasına neden olmak, tahrik etmek.

Kuyruğuna teneke bağlamak : 1. Bir kimseyle aşırı derecede alay etmek. 2. Birini, herkesin dalga geçeceği biçimde kovmak.

Kuyruğunu kıstırmak : Birini, içinden çıkılması çok zor olan bir duruma düşürmek.

Kuyruk acısı olmak : Kendisine yapılan bir kötülükten dolayı hınç duymak, eski bir kin.

Kuyruk sallamak : 1. Birini baştan çıkaracak davranışlarda bulunmak, cilve yapmak. 2. Yaltaklanmak.

Kuyruklu yalan : Aslı olmayan büyük yalan.

Kuyusunu kazmak : Birinin kötü duruma düşmesi için tuzak kurmak.

Kuzu postuna bürünmek : Karşısındakine kendini zararsız ve uysal göstermek.

Küçük dağları ben yarattım demek : Böbürlenmek, kibirlenmek.

Küçük dilini yutmak : Çok şaşırmak, donakalmak, hayret etmek.

Küçük düşmek : Bir söz veya davranış nedeniyle itibarı sarsılmak.

Külkedisi : 1.Çok üşüyen. 2. Uyuşuk, pasaklı, görgüsüz, patavatsız.

Kül yutmamak : Dalavereye aldanmamak.

Külahına anlatmak (onu benim külahıma anlat) : Söylediklerin inandırıcı değil, sana inanmıyorum, beni kandıramazsın.

Külahını önüne koyup (alıp) düşünmek : Kendi kendine düşünerek durum değerlendirmesi yapmak, onlardan ders çıkarmaya çalışmak.

Külahını ters giydirmek : Çok kurnaz olmak.

Külahları değişmek (değiştirmek) : Anlaşmazlığa düşmek, bozuşmak.

Külünü (göğe) savurmak : Ortada hiçbir şey bırakmamak, yenmek ve mahvetmek.

Kündeden (yardan) atmak : Aldatarak tuzağa düşürmek.

Küplere binmek : Çok öfkelenip kızmak, bağırıp çağırmak.

Küpünü doldurmak : Fırsatları iyi değerlendirip çok para kazanmak.

Kürek (pabuç) kadar dili olmak : Büyüklerine karşı devamlı saygısızca karşılık vermek.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.